Çoklu Deneyim Odaklı, İnsanı Merkeze Alan, Konum Bağımsız Teknoloji Trendleri

2020 Mart ayı ile başlayan süreci tek kelimeyle özetlemek gerekirse, o kelime mutlaka değişim olmalı. Elbette alanlarında lider olan birçok yönetici belli bir noktaya kadar değişimi destekliyordu ancak Covid-19, tüm dünyada tahmin edilmesi mümkün olmayan değişimler yarattı. Bu yüzden şirketlerin de yeni normal adı verilen değişimlere ayak uydurması, strateji oluşturması ve dönüşmesi gerekti. Artık günümüzdeki teknoloji trendleri insanı merkeze alırken konum sınırlamasını da ortadan kaldırıyor.

Şirketler Covid-19 salgınına ayak uydurmak için çalışmalar yaparken işlerini devam ettirmek ve kârlarını artırmak için yeni yollar keşfediyor. Tabii bu süreçte şirketlerin rakiplerinin önüne geçmek ve yeni fırsatlar yaratmak için tercih ettiği yöntemler de birtakım trendleri karşımıza çıkarıyor.

Gartner’ın Top Strategic Technology Trends for 2021 raporuna göre bu trendler insan odaklılık, konum bağımsızlığı ve esnek teslimat olmak üzere üç başlık altında şekilleniyor. Covid-19, insanların çalışma ve şirketleriyle etkileşimde olma yöntemlerini kökünden değiştirse de çalışanlar hala şirketlerin merkezinde yer alıyor. Ancak Covid-19 çalışanların, müşterilerin, sağlayıcıların ve organizasyonel ekosistemin bulunduğu yeri değiştiriyor. Bu paydaşların dijital dünyada daha fazla yer almasıyla birlikte konumdan bağımsız olmak için teknolojik değişimlerin gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ayrıca şu anda pandemiden ötürü olmasa dahi dünyada bir hareketlilik söz konusu. Bu yüzden hizmetlerin paydaşlara birçok kanal üzerinden esnek bir şekilde ulaştırılması gerekiyor.

Aşağıda detaylıca açıklayacağım bu başlıklar altındaki trendlerin birlikte uygulanması ve birbirini tamamlaması gerekiyor. Bu sayede şirketler önümüzdeki beş yılda kendilerine yardımcı olabilecek organizasyonel esnekliğe ulaşmalarına yardımcı oluyor.

İnsan Odaklılık Trendleri

Davranışların İnterneti (Internet of Behaviours, IoB): Bu trend ile insanların çeşitli kanallar üzerinden bıraktığı dijital izleri toplanıyor ve oluşturulan bu bilgiler ile insanların ve toplulukların davranışlarına yön veriliyor. Ticari müşteri verilerinden sosyal medyaya ve yüz tanımaya kadar birçok alandan elde edilebilen bu verilerin kaynağı arttıkça IoB için daha fazla bilgi oluşuyor. Ayrıca bu verileri toplayıp bilgi elde eden teknolojiler de güç geçtikçe artıyor.

Toplam Deneyim: Toplam Deneyim trendinde ise Çoklu deneyim (multiexperience, MX), müşteri deneyimi (customer experience, CX), çalışan deneyimi (employee experience, EX), ve kullanıcı deneyimi (user experience, UX) bir araya geliyor ve tüm paydaşlar için daha iyi ve bütüncül bir deneyim oluşturuluyor. Bu sayede tüm deneyimler iyileştiği gibi şirketler de rakiplerinden ayrışabiliyor.

Güvenliği güçlendiren bilişim: Bu trendde ise veriyi korurken veri işleme ve veri analitiği süreçlerini güvene alan üç teknoloji bir araya geliyor. Birinci türde yer alan teknolojiler hassas verilerin işlenebileceği ve analiz edilebileceği güvenilir bir ortam sunuyor. İkinci tür teknoloji de merkezi olmayan bir yaklaşımla işleme ve analitik süreçlerinin gerçekleşmesini sağlıyor. Son olarak üçüncü tür teknoloji ise işleme ve analitik öncesinde veriyi ve algoritmayı dönüştürerek katkı sunuyor.

Konum Bağımsızlığı Trendleri

Dağıtık Bulut: Dağıtık bulut yaklaşımında farklı fiziksel konumlarda yer alan genel bulutlar bir araya geliyor. Detayına bakıldığında genel bulut sağlayıcısı hizmetleri yöneten, işleten ve geliştiren taraf oluyor. Böylece bekleme sürelerinde yaşanabilecek sorunlar azalırken Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda olduğu gibi verinin belirli coğrafi noktada kalmasını gerektiren yasal uyumluluk süreçleri de kolaylaşıyor. Aslında şirketler genel bulutun avantajlarından faydalanırken yüksek maliyetli ve karmaşık özel bulut çözümleri ihtiyacını da gidermiş oluyor.

McKinsey’in en önemli 10 teknoloji trendini ele alan raporuna göre 2025’e kadar şirketlerin oluşturduğu verilerin yüzde 75’inden fazlası sınırda veya bulutta işlenecek.

O kadar uzağa gitmeden günümüzün gerçek hayatından bir örnek vermek gerekirse Netflix dağıtık sistemler konusunda yakından incelenmesi gereken bir şirket. Şirket kullandığı güncel sistemler sayesinde pandemiyle birlikte artan talebe başarıyla karşılık verebildi.

“Her yerde” operasyonları: Bu trendle müşterilere her yerden destek sunulabilen, çalışanların farklı noktalarda olmasını sağlayan ve kurumsal hizmetlerin dağıtık bir altyapıda kullanılabildiği bir BT işletim modeli tanımlanıyor. Bu yaklaşımda dijitallik ve uzaktan çalışma başlıklarına öncelik veriliyor.

Ancak bu modelle uzaktan çalışmaya ek olarak katma değerli deneyimlerin sunulması gerekiyor. Sorunsuz ve ölçeklenebilir bir dijital deneyim ancak teknoloji altyapısında, yönetim, güvenlik ve işletim ilkelerinde, çalışan ve müşteri etkileşim modellerinde değişikliklerin yapıldığında mümkün oluyor.

Birçok kişinin yakından tanıdığı araç markası Ford, çok yakın zamanda binlerce personeline istedikleri yerden çalışma imkanı sunduğunu açıkladı. Aynı şekilde Salesforce da çalışma saatlerinde değişikliğe giderek ekibine esnek, tamamen uzaktan ve ofisten çalışma olmak üzere üç seçenek sunuyor. Dünyanın en büyük e-ticaret siteleri arasında yer alan shopify.com da çalışanlarına uzaktan çalışma imkanı sunan şirketler arasında yer alıyor.

Siber Güvenlik Ağı: Burada ölçeklenebilir, esnek ve güvenilir siber güvenlik kontrolü için dağıtık bir mimari yaklaşımı ele alınıyor. Uzaktan çalışma sistemiyle birlikte normalde ofislerde kullanılan cihazlar artık farklı ağlara bağlanmaya başladı. Siber güvenlik ağı da gerekli güvenlik seviyesini sunarak herhangi bir kişinin veya cihazın nerede olursa olsun herhangi bir dijital varlığa güvenli bir şekilde erişmesini ve kullanmasını sağlıyor.

Şirketler dijital süreçlerini hızlandırırken güvenliğin de hızlı değişime ayak uydurması gerekiyor. Siber güvenlik ağı, mevcut koşullarda çalışmak için gerekli esnekliği koruyan ve güvenliği şirketin büyümesini engellemeden sunan bir model sağlıyor.

Esnek Teslimat Trendleri

Akıllı Şekillendirilebilir İş: Şirketler geçen yılları verimliliğe odaklanarak geçirdi. Bu yüzden COVID-19 gibi büyük bir aksamayla karşılaşıldığında birçok iş sürecinin hızlı bir şekilde uyum sağlayamayacak kadar kırılgan olduğu ve basitçe bozulduğu görüldü.

Bu değişim sürecinde yöneticilerin bilgiye daha iyi erişim sağlayan, bu bilgileri içgörüyle zenginleştirebilen ve birleştirilebilir, modüler ve alınan kara göre hızla değişebilen bir yapı kurmaya önem vermesi gerekiyor.

Yapay Zeka Mühendisliği: Yapay zeka geliştikçe yeni uygulamaların önü açılıyor ve tekrar yapılması gereken işler ortadan kalkıyor. Ancak yapay zeka projeleri genellikle sürdürülebilirlik, ölçeklenebilirlik ve yönetişim sorunları nedeniyle başarısız oluyor. Bu yüzden sağlam bir yapay zeka mühendisliği stratejisi, şirketlerin yapay zeka yatırımlarından alabileceği tüm değerleri almasını sağlıyor ve AI modellerinin performansını, ölçeklenebilirliğini, yorumlanabilirliğini ve güvenilirliğini iyileştiriyor. Yapay zeka mühendisliğini göz önünde bulundurmayan birçok şirket, yapay zeka projelerini tam ölçekli üretime taşıma konusunda başarısız oluyor.

McKinsey’in tahminlerine göre sesli asistanlar gibi kullanıcıların dijital hizmetlerle etkileşime girebildiği alanların yüzde 75’inin kullanımı ve kişiselleştirilebilmesi iyileştirilecek. Dolayısıyla yapay zekanın şirketlerin gelişmesinde sahip olduğu rolün önemi daha da artacak.

Hiperotomasyon: Bu trend kapsamında şirketler yapay zeka, makine öğrenimi, olaya dayalı yazılım, robotik süreç otomasyonu ve diğer tüm karar süreci ve görev otomasyon araçları gibi araçları kullanarak mümkün olduğunca çok sayıda kurumsal ve BT sürecini otomatikleştiriyor.

Kendi kendisine öğrenebilen ve yeniden yapılandırılabilen robotlar da rutin fiziksel işleri otomatik hale getirerek bu tür işlerle ilgilenmesi gereken kişi sayısını azaltıyor ve şirketlerdeki çalışan yapılanmasını daha verimli olacak şekilde yeniden ele alınmasını sağlıyor.

Şirketler genellikle teknik, süreç, veri, mimari, yetenek, güvenlik ve sosyal borçtan oluşan “kurumsal borç” tarafından aşağı çekiliyor. Bu borç, markanın kendisini ve sunduğu değeri de etkiliyor. Bunun arkasında genellikle optimize edilmemiş, yalın, bağlantılı veya tutarlı olmayan birçok teknolojiyle desteklenen kapsamlı ve pahalı iş süreçleri yer alıyor. McKinsey’in tahminlerine göre günümüzün iş aktivitelerinin yarısı 2025’e kadar otomatikleştirilebilecek.

Covid-19, şirketleri dijital öncelik veren seçenekleri değerlendirmeye zorluyor. Hiperotomasyon da şirketler için hem dijital operasyonel mükemmelliğin hem de operasyonel esnekliğin anahtarını sunuyor. Bunu sağlamak için kuruluşların belgelerini/yapılarını dijitalleştirmesi ve iş ve BT süreç iş akışlarının dijital hale getirmesi gerekiyor.

Covid-19 pandemisi birçok zorlukla birlikte geldi ancak yine de bu zorluklarla birlikte gelen fırsatları da başarıyla değerlendirenler var. Örneğin, Getir geleneksel perakende şirketlerine karşı sadece mobil bir uygulama yazarak değil, tüm iş süreçlerini yeni normale uygun olacak şekilde sıfırdan tasarlayarak fark yaratan uluslararası bir başarıya imza attı. Siz de bu trendleri takip ederek ve uygulayarak şirketinizin dijital dünyada daha başarılı olmasını sağlayan bir yolculuğuna önderlik edebilirsiniz.

Written by

Bir cevap yazın